Sayfalar

4 Eylül 2012 Salı

İdamı Kaldıran Kirli Siyasetçiler!...

Devlet Bahçeli'nin "apoyu sen as" diyerek urgan savurduğu günden bu yana bir yalandır gidiyor. Kendini bilgili sanan, okumuş sanan insanlar ise bu yalana alet oluyorlar. apo size altın tepside sunuldu diyen başbakana, cevap verecek bi babayiğit MHP'li çıkmadı ortaya ve belgelerde bu kişilere haddini bildiremedi.

Öncesinden başlamak lazım, tarih verelim. 1998 yılına kadar örgütü Suriye'de yöneten abdullah öcalan, sınıra tankların yerleştirilmesi ve yapılan baskılar sonucu Suriye'den Rusya'ya gönderilmek zorunda kaldı. Ardından İtalya'ya kaçan apo, hükümet tarafından sınır dışı edilince, Kenya'ya kaçtı. Burada Yunanistan büyükelçiliğine saklanan apo, Kenya güvenlik güçleri tarafından yakalandı ve 15 Şubat 1999 günü Türk yetkililere teslim edildi. 16 Şubat 1999 günü Korgeneral Engin Alan ve Albay Hasan Atilla komutanlığındaki bordo bereliler tarafından Türkiye'ye getirildi. Bursa açıklarında bir hücum bota indirilen abdullah öcalan, İmralı adasındaki özel hapishaneye konuldu.

O dönem mecliste 5 parti vardı. (24 Aralık 1995 Genel seçimleri)
Refah Partisi (158)
Doğruyol Partisi (135)
ANAP (132)
DSP (76)
CHP (49)

Öyle Başbakan'ın söylediği gibi MHP'ye kimse altın tepside bişey sunmadı, bir çoğu sonradan AKP'li olan, Refah partili arkadaşlarına sundular abdullah öcalanı..

MHP, 18 Nisan 1999 yılında yapılan genel seçimlerde 129 milletvekili ile meclise 2.parti olarak girdi ve Bülent Ecevit'in Başbakanlığındaki koalisyon hükümetine ortak oldu...

abdullah öcalan 31 Mayıs tarihinde yargılanmaya başlandı ve 29 Haziran 1999 tarihinde idama mahkum edildi. 29 Kasım 1999 tarihinde de yargıtay 9. Dairesi tarafından karar onandı. Fakat infaz gerçekleşmedi.

Neden mi?

1997 yılında, Refah-Yol hükümetinin hazırladığı, altında 58. Hükümet başbakanı Abdullah Gül ve AKP kurucularından Abdüllatif Şener'in imzasının bulunduğu, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi daimi üyesi olması protokolü kabul edilmişti. Bu protokol çerçevesinde, kişiler bireysel olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilirler. Nitekim 30 Kasım 1999 tarihinde Abdullah Öcalan avukatlarıyla AİHM'ye başvurmuş ve AİHM'den şu yanıt gelmiştir.

""Mahkeme 30 Kasım 1999 tarihi itibariyle başvuruyu incelemeye aldığı ve mahkeme iç tüzüğünün 39'uncu maddesi gereğince aşağıda belirtilen ihtiyati tedbire karar verilmiştir.

"İnsan Hakları Mahkemesi sözleşme hükümlerine başvuranın şikayetinin kabul edilebilirliği ve esasını etkin bir biçimde sonuçlandırana kadar, idam cezasının infaz edilmemesi için bütün adımların atılmasını ister" (AİHM 46221/99)""

AİHM'nin bu isteği karşısında , İdam için bir liderler zirvesi yapılmış, 12 Ocak 2000 tarihinde bir genelge yayınlanmıştır. Bu genelge de  Bülent Ecevit- Devlet Bahçeli - Mesut Yılmaz 'ın imzaları vardır.

- İdam kararının değişmesi mümkün değildir
- Süreç tamamlandığında dosya, infaz için meclise gönderilecektir
- Eğer bu süre, terör örgütü tarafından Türkiye aleyhine kullanılırsa, infaz kararı beklemeksizin gerçekleşecektir

Bu genelgeden sonra AİHM kararını beklemeye başlayan Türkiye'de, AB'ye kesin üyelik için idam cezasının kaldırılması istendi. Yine MHP'nin teklifi ile 3 Ekim 2001 tarihinde 4709 sayılı kanun ile idam cezası kısmen kaldırıldı. İdam cezası, "savaş, çok yakın savaş ve terör suçlarına idam cezası verilir" hükmü eklenerek kaldırıldı. Aynı tarihte Bahçeli, sonradan "gökkuşağı ittifakı" diye adlandıracağı oluşumun farkında olduğu için, öcalanın idam dosyasının hemen meclise gelmesini istedi.

AB, idam cezasının tamamen kaldırılması, anadilde öğrenim ve televizyon başlıklı paketini Türkiye'ye sunduktan sonra, 7 Haziran 2002 tarihinde Cumhurbaşkanlığında bir liderler zirvesi yapıldı.

MHP Genel Başkanı Dr. Devlet BAHÇELİ Çankaya zirvesi sonrası basın toplantısında aynen şunları söylemiştir (7 Haziran 2002): 
Geldiğimiz bu noktada, 10 ile 12 yıl sürecek bir müzakere sürecinin başlatılması için bir tarih verilmesinin bile, Ulusal Programın çerçevesinin dışında kalan bazı konularda ilave adımlar atılması şartına bağlandığı görülmektedir.
Ön şart olarak dayatılan bu talepler, idam cezasının bu safhada terör suçlarını da kapsayacak şekilde kaldırılması ve ana dilde eğitim-öğrenim ile televizyon yayını yapılmasına imkân verilmesidir.
Bugün dayatılmak istenilen üç konu ile Kıbrıs konusunda karşımıza çıkartılan denklemi, MHP’nin bugünkü konjonktürde kabul etmesi hiçbir şart altında mümkün değildir.
(Bkz. 7 Haziran 2002 Radikal gazetesi manşet: MHP Avrupa yolunu kapattı) 

14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan AKP'nin genel başkanı olan R.Tayyip Erdoğan, Mecliste FP'den ayrılan Abdullah Gül , Bülent Arınç gibi kişilerle temsil ediliyordu, 22 Haziran 2002 günü kapatılan FP'den  ANAP'tan ya da DYP'den geçenler ile 41 kişi ile mecliste temsil ediliyordu.

İdamı koşulsuz kaldırmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız diyen Abdullah Gül ve AKP'lilerin oluşturduğu gökkuşağı ittifakı, adete DYP'li ve SP'li vekillerin aklını yıkıyor ve idamın kaldırılmasına destek vermeye çağrılıyordu. Nitekim öyle de oldu.
Meclis idamın kaldırılması için hararetli günler geçirdi.

1 Ağustos 2002 tarihinde AKP grubu adına konuşan Bülent Arınç, "İdamın kaldırılması geldiğimiz noktada bir zaruret arzetmektedir" dedi.
Yine AKP grubu adına Mehmet Ali Şahin "Ölüm cezasının kaldırılmasını, parti olarak, grup olarak bizde istiyoruz" dedi.
2 Ağustos 2002 tarihinde ise, AKP grubu adına Dengir Mir Mehmet Fırat "Asamadınız, bundan sonrada asamayacaksınız" dedi.

2 Ağustos günü yapılan oylama ile, idam cezası tamamen kaldırılmış oldu. İdam cezasının yanı sıra, anadilde öğrenim ve anadilde televizyon da geçmiş oldu. Yabancılara mülk satışındaki engel ortadan kaldırıldı. İşte bu oylamada, kabul oyu veren partiler şöyleydi.

“GÖKKUŞAĞI KOALİSYONU”
AKP 41 Evet
ANAP 76 Evet
DSP 55 Evet
DYP 65 Evet
SP 22 Evet
YTP 50 Evet
BAĞ. 
VE DİĞER 11 Evet 

129 Milletvekili ile meclise giren MHP ise geçişlerden sonra kalan 117 Milletvekilinin tümü ile bu yasa tasarısına RET oyu verdi..

 "İdamın kaldırılması için" istediği desteği sadece AKP'den bulan Bülent Ecevit, 19 Nisan 2005 tarihinde "Bahçeli istedi biz astırmak" diyecek büyük bir itirafta da bulunuyordu. Aynı demeçlere, dönemin DSP Genel Sekreteri Masum Türker, ANAP Grup Başkanvekili Beyhan Aslan da katılıyordu. 
Yine 1 Nisan 2006 tarihinde, Milliyet gazetesinde Namık Durukan'a konuşan Abdullah Öcalan "MHP beni 2 saat yaşatmazdı" demiştir..

Her seferinde, MHP'yi apoyu asmamakla suçlayan şahısların, kuru gürültüden, saçma sapan sözlerden başka bildiği hiç bişey yoktur. Oysa zamanında çıkarılan yasalar ile eli kolu bağlı olan MHP, apoyu asmak için elinden gelen herşeyi yapmış, fakat aponun infazını gerçekleştirememiştir.. Eğer ki AKP'de olan yetkiler MHP'de olsaydı, Ümit Özdağ'ın söylediği gibi "MHP , apoyu  hem ayağından hem boğazından asardı"

İlgili linkler:
http://www.belgenet.com/2002/zirve_070602.html
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=39842
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=39847
http://www.milliyet.com.tr/2006/04/01/guncel/gun07.html
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem21/yil4/bas/b125m.htm



1 Eylül 2012 Cumartesi

Sözde Atatürkçü, Özde pkklılar!...


Çok şey yazmayacağım, her yerde bdp'liler ile kapışanlar sözde ATATÜRKÇÜ, CHP yada herhangi bir sol partinin düşüncelerine destek verenleredir sözüm...

Oslo da, İmralı'da ve son olarak Van'da PKK ile masaya oturan AKP
Habur'dan giren teröristlerin avukatlığını yapan CHP  (Sezgin Tanrıkulu)
Ya da teröristler ile bayramlaşan BDP

Hepsi aynı çizgide siyaset yapmıyorlar mı?
Gençlik Birliği'nin SÖZDE ATATÜRKÇÜLERİ utanmıyor mu bu görüntüler yaşanırken ?

1 Mayıslar hala işçi bayramı mı?

Artık safınızı belli etmenin zamanı değil mi?


1 Mayıs Taksim



1 Eylül Kadıköy















BDP'li Vekiller ile pkklı teröristler


Van Gürpınar İlçe Başkanı - pkklı teröristler









11 Temmuz 2012 Çarşamba

Peki Ya Diğer Katiller ? Onlar Nerede ?



Günümüz medyasının ülkücülerle ne alıp veremediği var anlamış değilim.. Her zaman aşağılamaya çalışılan ülkücüler, hiçbir zaman iyi bir haberle karşımıza çıkmaz nedense.. Devlet Bahçeli’nin tüm gaflarını öyle güzel yayınladılar ki, ama çıkıpta APO nerede demesini bilerek ve isteyerek –bunamış adam iddiası gibi- es geçtiler. Solcu bir oluşumun gazetesi bir haber yaptı, günlerce manşetlerden inmedi…

Hatırla Sevgili’den, Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ye, Çemberimde Gül Oya’dan, Bu Kalp Seni Unutur Mu’ya kadar bütün dizilerde, zorba, katil, kötü adam gibi gösterilen ülkücülerdi.. Bir tane de dizi izlemedim, saygın efendi bir ülkücü genci oynayan.. Bir tane  film de de görmedim, aşık olmuş acı çekmiş bir ülkücü.. Ülkücü her zaman zulmeden, zorla bi kızı elde etmeye çalışan, barbar, vahşi ve maçonunda maçosu erkek figüranlarını anlatan rolün genel tanımı oldu..

Yavaş yavaş kendilerini anlatmaya başladı ülkücüler.. Arif İLKE ve Bilal KALYONCU’nun sahibi olduğu SİYAHTÜRK yapım şirketi tarafından yapımı üstlenilen, Bilal Kalyoncu’nun yazdığı ve Halil Sarı ile birlikte yönettiği, ÜLKÜCÜLER BELGESEL filmi, yine solculardan büyük eleştiriler aldı.. Ama kimse de çıkıp, bunlar yalan, iftira demedi.. Gösterime girdiği ilk gün izledim.. Salonda 5 kişiyle.. Bir belgesel filmiydi öyle aşk acısı çeken solcuların çektiği filmler gibi değildi, solcular gibi iftiracı bir karalamanın ürünü değildi.. Sadece ÜLKÜCÜLER’i anlatmıştı.. Başarılıydı, film tadında bir senaryo ile daha iyilerini bekliyoruz..

Bayram Akcan, 2008 senesinde Ufuk Ötesi adlı internet sitesindeki kaleme aldığı yazısında şöyle diyor: “Solun eski tüfeklerinden, Milliyet gazetesinin yazarlarından ateist Hasan Cemal yazdığı ‘Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım’ isimli kitapta, milliyetçilere 80 öncesi nasıl iftira attıklarını yıllar sonra itiraf etmiştir. Hasan Cemal, kitapta Mustafa Kuseyri isimli solcu genci milliyetçiler katletti diye yaygara yaptıklarını hatta ertesi gün Anayasaya Saygı yürüyüşü yaptıklarını itiraf ediyor. O yürüyüş ki koca koca profesörler cübbelerini giyerek katılmıştı. Hasan Cemal, Kuseyri’nin Nejat Arun adlı solcu genç ile Rus ruleti oynarken kazaen öldüğünü ve Arun’un olay yerinden kaçarken kanlı el izlerini silenler arasında Ploter Devrimci Aydınlık saflarında yer alan Cengiz Çandar’ın da olduğunu yazıyor. 1970’den günümüze bu olayı saklayan solcular yüzünden birçok masum insan mahkemelerde yargılandı, kimi de suçsuz yere cezaevlerine düştü. Kimse bunları yazmıyor nedense. Medyada köşe başlarını tutan eski tüfek sol zevat hâlâ iftira atmakta, hala kışkırtıcılık yapmaktadır. Yalan mı?”

Sivas, Madımak olayında mahkum olanlar, ve onları savunanlardan hiç kimse bahsetmedi.. O katliamın faillerinin hepsi dışarıda ve onları savunan avukatlarının hepsinin AKP milletvekili ya da parti üyesi olması da ayrı bir muamma..!

En son, Bahçelievler olayından mahkum olmuş 2 ülkücünün serbest kalmasıyla, yine top yekun ülkücülere saldırmaya başladılar.. Tam 34 yıl geçmiş olayın üzerinden.. 34 yıldır içeride türlü türlü işkencelere katlanan ülkücülerden kimse bahsetmiyorken, 1974 senesinde Ecevit affı ile serbest kalan solcuları kimse ağzına almamışken, 34 yıl sonra alınan tahliye kararı ile bi anda tüm medya ayağa kalkıyor.. AKP’nin yandaş medyası bile ayakta..

Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı döneminde, makamını kullanarak affettiği 190 kişinin,  hepsinin solcu örgütlere mensup olması hatta çoğunun sağlık sorununun bile bulunmaması bu medyanın gözünden çok iyi kaçmış(!)..

23 Kasım 1970 yılında, Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulunda , önce dövülen, sonra ciğerlerine pompa ile hava basılan daha sonra da öldü diye 4.kattaki pencereden aşağı atılan Dursun Önkuzu’nun failleri nerede diye kimse sormadı? Bu eyleme katıldınız mı sorusuna, Kılıçdaroğlu hala cevap vermedi!. Oysa PKK militanı Abdülkadir Aygan tarafından öldürülen Kürtçü Yazar, Musa Anter’in faili bile ülkücüler olmuştu, ceza almışlardı.. 

17 Mart 1978’de, Ümraniye’de öldürülen 5 ülkücü gencin, Dev-Yol militanı failleri hala yakalanamadı, ya da 18 Eylül 1979’da Adana’da katledilen 6 öğretmenin katilleri nerede kimse bilmiyor.

13 Mart 1977’de, daha 18 yaşında katledilen Metin Öztürk’ün faili, Deniz Baykal’ın koruması mıydı bunu kimse yazmıyor? 40 yıllık sol saltanatını yıkan Malatya Belediye Başkan’ı Hamit Fendoğlu’nu, 1 yaşındaki oğlu Mehmet Kürşat’ı katledenler nerede?
Bırakın kendi görüşünden insanları, görüşleri taban tabana zıt olan kişilerden bile övgüler almış bir devlet bakanı olan, Eski Gümrük ve Tekel Bakanı, Gün Sazak.. Görüşleri taban tabana zıt olan Abdi İpekçi tarafından açıkça desteklenen, dönemin CHP İzmir Milletvekili Süleyman Genç’in "Ben inceledim, cumhuriyet kurulduktan bu yana gümrüklerdeki soygunu fikri ve felsefesi benimle yüzde yüz ters olan Gün Sazak önlemiştir" dediği kişiyi katledenler şimdi neredeler bilen ya da sorgulayan var mı?

Ülkücüler hiçbir zaman başlarını öne eğmeden yürüdüler.. Ne solcuların iftira attığı gibi Amerikancı, ne de onlar gibi kızıl Sovyetlerin yalakası olmadılar.. O yüzden de hiçbir zaman sevilmediler..

İşte bundandır medya dâhil her gücün ülkücülere yüklenmesi...






3 Temmuz 2012 Salı

apo NEREDE?

Tartışmasız gündemin en can alıcı sorusu... İmralı canisi nerede?

12 Haziran günü ajanslar, Bahçeli'nin bu sorusunu sıradan bir soruymuş gibi bizlere duyurdu... Kimse de üzerine gitmedi. Bahçeli ile dalga geçenler, hemen klavyelerinin başına geçti, "Sayın Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan kaç aydır tecritte, bu 40 yapmaz" diye dalga geçtiler... Solcusundan, sağcısına hatta muhalif kişilerin bile gülüp geçtiği, " Yeter artık Bahçeli, sen bırak bu genel başkanlığı" dediği zamandı...

Çok geçmedi 2 hafta sonra AYDINLIK gazetesi bombayı patlattı. Öcalan, 11 Haziran'dan bu yana İmralı'da değildi. MİT misafirhanesinde kalıyordu, özel helikopterlerle getirilip götürülüyordu.. Hatta özel bir yatta ABD yetkilileriyle görüşmüştü... Ne hikmetse, o tarihten hemen önce BDP yetkilileri ABD'ye gitmiş bazı temaslarda bulunmuştu. Başbakan Erdoğan'da 19 Haziran'da ABD'ye gitmişti, o söz gelimi  bazı temaslarda bulunmak üzere...Bunların hepsi birer tesadüftü ama!...

Bu sıralarda Arınç, "Öcalan'a ev hapsi görüşülebilir" diyebiliyordu.. Devletin Genelkurmay Eski Başkan'ı örgüt kurmaktan içerideyken, "Dünya'nın büyük bölümünün terör örgütü olarak tanıdığı pkknın kurucusuna" EV HAPSİ isteniyordu.. Hayaldi, gerçek oldu!...

Gazete 3 gündür çatır çatır haber yapıyor, milletvekilleri mecliste aynı soruyu tekrarlıyor, soruyu cevaplamakta en yetkili kişi, "Bize böyle bir bilgi gelmedi" diyor.. Oysa milletin ne giyeceğinden, ne içeceğine, kimle yatacağından, kaç çocuk yapacağına,  kürtajı-ndan, sezeryan-ına, Ali Sami Yen Arena'da kimin top oynayacağından, Kadıköy'de kimin kupa kaldıracağına kadar herşeye karışan ve bilgi sahibi olan bir hükümetin Adalet bakanı, kendisine tabii olan bir hapishanedeki tutukludan haberi yoktu.. Üstelik, oyun çağındaki çocuklar gibi, "İnanmazsan git de bak" diyebiliyordu...

Daha önce de gördük aslında bu filmi ama hatırlamıyoruz. Hatırlatalım!...

"Pkk ile görüştüğümüzü söyleyen şerefsizdir,Apo ile görüştüğümüzü ispat edemeyen namussuzdur"

Başbakan Erdoğan bu sözlerini meydanlarda haykırdı, ne zaman? 2010 senesi yazında..
Defalarca pkk ile müzakere eden bir hükümet çıktı sonra karşımıza... MİT görüştü dediler.. Görüşen kişi, Başbakan'ın dizinin dibinden ayrılmayan MİT Müsteşarı HAKAN FİDAN'dı.. OSLO'da 5 kere görüştükleri ortaya çıktı..İmralı'ya adam gönderdikleri ortaya çıktı... Sonra ne dediler??

"Hükümet olarak görüşmedik, Devlet olarak görüştük"

"pkkyı terör örgütü olarak tanımayanlarla görüşmem" dememiş miydi daha önce de Başbakan ?

 Sonra da;

"Başbakan olarak görüşmedim, AKP genel başkanı olarak görüştüm" diye kıvırmadı mı?

Leyla Zana ile görüşmesinden sonra da "O sadece isteklerini talep etti, biz kabul edeceğiz biye bir şart yok" demediler mi ?

AKPKK diye boşuna yazmadık yıllarca... Sıfır terör ile yönetimi ele alıp, terörü hortlatan, taviz üstüne taviz veren, Habur rezaletini bu ülkeye yaşatan, uluderede ölenlere 150şer Bin TL tazminat veren, ama şehit ailelerine bir başsağlığı bile dilemeyen "Ne konuşacağım ben o kadınla (şehit annesi)" diye bağıran bir AKP yönetimi, bu ülkedeki ayrıştırmacı siyasetin baş mimarı olmuştur.

Ve açıktır artık ülkenin felakete gittiği... Komplo teorisinden çok, bir filmin tahmin edilen ikinci oturumudur.. Bundan sonra  eyaletlere ayrılacak olan Türkiye'nin, ilk adımdaki Özerk Kürdistan Devletinin Lideri 70inden önce gebermezse, abdullah öcalan olacaktır!...



MHP assaydı da kurtulsaydık diyenler için, bundan sonra ki yazım da öcalanı kimlerin idamdan kurtardığını yazacağım...

25 Haziran 2012 Pazartesi

Savaş Çanları Çalıyor

Orta doğu, diğer bir değişle Akdeniz'den Pakistan'a kadar uzanan Arap Yarımadası. Bu bölgede tam 24 tane ülke bulunmakta. Bu ülkelerden bir tanesi bizim için KKTC, diğer tüm dünya ülkeleri içinse Cybrus yani Kıbrıs. Yönetimi Rumların elinde olduğu savunulan, Türklerin işgalci konumda olduğu belirtilen yavru vatan. Diğer bir ülke ise İsrail. Bu iki ülke, 24 ülke arasında MÜSLÜMAN olmayan iki ülke. Geriye kalan 22 ülke ise Müslüman ve çoğu krallık gibi rejimlerle yönetiliyor.

Arap Baharı masallarıyla başlatılan bir projenin ortasında bulunuyoruz aslında. Tam 9 sene önce söylenilen sözler yavaş yavaş gerçeğe dönüşmekte. 7 Ağustos 2003 tarihinde, Post gazetesinde yayınlanan yazısında, zamanın ABD Dışişleri Bakanı Condolleezza Rice, "Türkiye dahil 22 ülkenin sınırları ve rejimleri değişecek, doğal kaynaklar kontrol altına alınacak" diyordu. Tek tek ülkelerin rejimleri değişmeye başladı. Halkı galeyana getirmek kolay oldu diğer ülkelerde ama iş Suriye'ye gelince olmadı. Çünkü halk Beşar Esed'i seviyor. Irak'da 5 bine yakın kayıp veren ABD, Suriye'de işlerin daha zor olacağını bildiği için savaşa kendisi girmekten çekiniyor, Amerikan halkının tepkisini çekmek istemiyor. O yüzden maşa olarak kullanacağı çok daha müsait başka bir ülke var, Türkiye.

Komşularla sıfır sorun politikası ile yola çıkan hükümetin, bugün sorunu olmadığı bir tek komşu kalmamış. Son olarak, Akdeniz'de düşürülen RF- 4 Phantom tipi keşif uçağı, ABD'nin ekmeğine yağ çalmış, savaşa her zaman karşı çıkan Türk halkının bir kısmına, savaşı meşru göstermeyi başarmıştır.

İnsanın aklına bir kaç soru geliyor bu noktadan sonra...

Suriye'nin iç işlerine her zaman karışan bir politika izleyen AKP hükümetinin söylemleri ve davranışları bu olayın yaşanmasıyla bağlantılı mıdır?

Suriye'den kaçan, sözde masum halkı bağrına basan hükümet, içlerindeki isyancıları de aynı şekilde bağrına basmamış mıdır? Bu davranıştan sonra hangi hakla PKK'yı destekleyenleri eleştirmektedir? Bu hangi mantığın ürünüdür?

Hatay, Suriyeli isyancıların KANDİL'i olmamış mıdır?

Daha iki ay önce "Suriye sınırı geçerse bizden gereken karşılığı alır" diyen Erdoğan, sınır ihlali yapan uçağın vurulmasına hangi sebeple karşı çıkmaktadır?

Türkiye'de eğitim, test ya da taarruz dahil her halükarda uçaklar ikili olarak uçurulur. Bunlardan biri diğeri ile daima irtibat halindedir. Uçakların biri vurulduğunda hangi koordinatlarda vurulduğu diğer uçak tarafından tespit edilir ve bilgi aktarılır. Oysa son olayda, düşürülen uçağın tek uçtuğu söylenmektedir. Ayrıca, pilotlar eğitim ya da test uçuşları sırasında alçak irtifa uçuş eğitimi alırlar. Alçak irtifa uçuşu bir taarruz uçuşudur. Bir taciz uçuşudur.

Düşürülen uçağımız hangi emirler çerçevesinde Suriye kara sularında alçak irtifadan uçurulmuştur?

Başbakan'ın Amerika ziyaretinden sonra, bu olayın yaşanması tesadüf müdür?

Her hafta onlarca şehit veren Türkiye için, yönettiği IRAK'ta tek bir somut adım atmayan ABD, Suriye ile yaşanan bu olaydan sonra neden bu kadar sert tepki vermiştir?

BOP Eşbaşkanlığını üstlenen Başbakan, ABD'nin emrettiği şekilde dünya politikasına yön vermektedir. Davos'da yaşananlar, Orta doğudaki Müslüman halkın desteğini toplamak içindir. Mavi Marmara olayı ile ilgili hiç bir yaptırıma gidilmemiş sadece şov yapılmıştır. Bölgenin Müslüman süper gücü, İran'ın bölgedeki etkinliği azaltılmıştır. Bu büyük bir projenin tıkır tıkır işleyen senaryosudur.

Eğer pazılın parçalarını doğru yerlere takmazsanız hiç bir şey ifade etmez. Tek bir parça belki güzel bir yüzü gösteriyor olabilir ama bir bütünde neyi ifade ettiğini anlamak için tüm parçaları birleştirmek zorundasınız.

Aynı bu resimde olduğu gibi.

İlk bakışta fotoğrafta bir sorun görünmüyor. Irak'taki bir Amerikan askeri yanına aldığı iki çocukla neşeli bir "hatıra pozu" vermiş...

Ama askerin çocuğun eline tutuşturduğu kartonu okuyunca insanın kanı donuyor. Yazı İngilizce ve belli ki Irak'lı çocuk ne yazdığından haberdar bile değil.

Ama o kartonda "Çavuş Boudreault babamı öldürdü ve sonra kız kardeşimi becerdi" yazılı.

İşte anlatmak istediğim de tamamen bu. Bu resmi küçük parçalar haline getirin ve sadece askere bakın ne kadar da masum. Tüm parçaları birleştirmeden, doğru yorum yapamazsınız.

Atatürk'ün dediği gibi, "Savaş zorunlu ve kaçınılmaz olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça, Savaş bir cinayettir."

21 Haziran 2012 Perşembe

Başbakan, Dinler Arası Diyalog ve Ülkücüler

Başbakan geçenlerde yine çok büyük bir gafa imza atmış ve "Ülkücüler Fatiha'yı bilmezler" demiş. Kendisine verilecek çok güzel cevaplar var elbet ama biz kendisine bazı şeyleri hatırlatalım. Belki utanır söylediğinden yaptıklarından bi özür diler.

Müslümanlık, sadece Fatiha'yı bilmekle olmaz aslında, Bakara'yı bileceksin, Yasin'i bileceksin Kur'an ' ın tamamını bileceksin ki öyle Müslüman olasın. Yarısı kabul edilip yarısı inkar edilmez, kısmen müslüman olunmaz bizim oralarda. Ya tam olacaksın ya hiç olmayacaksın...

"Şüphesiz Allah katında tek din İslâm'dır". (Âl-i İmran Sûresi 19. ayet)

İşte böyle buyuruyor yüce yaratıcı. Oysa AKP hükümeti, iktidara gelir gelmez başladığı Dinler arası diyalog saçmalığı sebebiyle bu ayetin cuma hutbelerinden çıkartılmasını sağlamıştır.

Bununla da kalmıyordu ki Başbakanın yaptıkları ve yapacakları. Bu ayeti inkarına 12 Temmuz 2002 tarihinde Trabzon'un Of ilçesinde devam ediyordu. "Türkiye'de 30'a yakın etnik kökene ve 4 hak dine mensup herkesi kucaklıyoruz  ve seviyoruz". Bu söylemini 3.Din Şurasında da tekrarlamıştır. Oysa Kur'an'da her şey açıktır. "Bugün dininizi, sizin için kemale erdirdim, size verdiğim nimetimi tamamladım ve size, din olarak yanlızca İslâm'ı seçtim" (Maide, 3).

Bu kadar mıydı AKP hükumetinin yaptıkları ya da yapacakları? Mevlit kandilinde Avcılarda pankart açan "Fatiha bilmez Ülkücüler", "Biz seni görmeden sevdik ya Resulallah" yazmıştı.


 Oysa, AKP'nin Bakırköy İlçe Teşkilatı paskalya bayramında boş boş duran Ülkücülere inat pankart açacak ve "Tüm Hristiyan aleminin Paskalya Bayramını Kutlarız" yazacaktı.





Papa 16.Benedict, Hristiyanların ruhani lideri. "Muhammed kılıçla din yaymaktan başka ne yaptı" dedi ve başbakan esti gürledi. "Kesinlikle muhatabım değildir, görüşmeyeceğim". Ama uçağın merdivenlerinde karşılayan da bizatihi kendisiydi.
Maide suresi açıklamaya devam ediyordu,  "Ey iman edenler. Yahudileri ve Hristiyanları birbirinize dost edinmeyin. Onlar yalnız birbirinin dostudur.Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimleri doğru yola iletmez" (Maide,51)

Ama başbakan Fatiha'yı çok iyi biliyordu o yüzden İtalya başbakanı Berlusconi için, "Kadim dostum Silvio" demekten geri durmuyordu.

Hocasının izinden gittiği belliydi aslında. Dinler arası diyalog, ılımlı İslâm gibi tabirleri dünya literatürüne sokan zat-ı muhterem, Fetullah Gülen Hoca Efendi (!), de Hristiyanların ruhani lideri ile el ele pozler vermekten kaçınmamıştı.
Yıllar sonra da verdiği vaazlarında," "La İlahe İllallah" demesi yeterlidir. "Muhammedin Resullallah" demese de ona merhamet ediniz" demiş adeta tüm inançlara açık kapı bırakmıştır.




Daha önce her konuda Ülkücülerden destek almak için güller saçan başbakan, her seferinde büyük bir tokatla karşılaştığı ve TERÖRLE MÜZAKEREDE yine karşısında bulacağı Ülkücüleri karalama kampanyasına girmiştir. Yakındır MHP'ye yapılacak operasyonlar. Emir okyanus ötesinden çünkü..